Vakit: Ayrılığın Demleri…
Kategori:Aşk-Sevgi, İlişkiler, Peki Sizce ?, Yazılar March 2008, 12:03pm“GÖĞÜ İNSANLARINA BİR KEZ OLSUN GÜLMEYEN ŞEHRE”
Nasıl da uçup gitti elimden, şu koskoca dört yıl. Hiç korkmaksızın gözlerimi kapatarak girdiğim bu şehirde, gözlerimi açmaya cesaretim yok şimdi. Korkuyorum, kaybettiklerimin sayısının, kazandıklarımı ezmesinden korkuyorum. Biliyorum ki, o vefalı kirpikler biraz aralansa bitecek her şey, hiç başlamamışken daha…
Sustuğum onca yıl nasıl da kayıp gitmiş, ömrümün hiç mavi olmayan asumanından. Nasıl yıpranmış daha gençken yitirdiğim bu bedenim, bu eller bu gözler…
Hiç alışamam, hiç duramam dediğim bu kente, bu kara suratlı Karadeniz’e nasıl da alışmışım.
Dersti, kitaptı bunlar benim işim değil dediğim şu sınıfa nasıl alışmışım. Nasıl onca anımı, onca bakmaya kıyamadığım güzel şeylerimi emanet eylemişim.
Şimdi zamanın bittiğini, yolun yollara bölündüğünü bilmek istemeyeceğimi nasıl hiç düşünmemişim.
Biz bitmişiz, bitmiş her şey…
Ben artık açmak istemiyorum gözlerimi, yürümek istemiyorum adı zaman konan bu yolda, daha fazla anı kaydetmek istemiyorum ömür sayfalarıma…
Gitmek istiyorum, kaçmak, kurtulmak buradan.
Hicranın sancılarıyla geçirdiğim onca gecem nasıl da kıymetli geliyor şimdi bana. Ben acılarımı, sancılarımı özlüyorum, ben o kahreden sanrılarımı istiyorum, ben su misali akıp giden yıllarımı istiyorum.
Nasıl yıkmışlar beni bu şehirde, ne savaşacak gücüm kalmış ne savaşmayı isteyecek kadar cesaretli yüreğim.
Giderken; bavulumun yaşayamadığım anların kahırlarıyla dolu olduğunu bilmek, kulağımda çınlayan sayısız elvedaları duymak istemiyorum artık.
Tek tesellim olan dostlarımı yitirdiğimi bilmek istemiyorum. Ne olur durun dostlarım gitmeyin, ne olur kalın burada, ne olur bırakmayın beni böyle…
Kopan ipleri seyretmek nasıl zormuş, nasıl kahredermiş bu hicran insanı şimdi anlıyorum. Kurduğum mahkemelerimde hep kalemi kırılan ben olmuşum, ben olmuşum kanıma sinsice işleyen acının, zifiri zindanlara mahkûmu. Geç anladım yıkık düşler girdabında boğulanın ümitlerim olduğunu, kıyıya vuranın hep şu paslı yüreğim olduğunu.
Ben ölüyorum dostlarım, ben gidiyorum daha savaşamadan kaybettiğim bu diyardan.
Gidiyorum…
Bu son gidişimdir bir daha gitmek istemiyorum.
Bak işte! Saat ayrılığın demleri, takvim ayrılığın demleri; günler ayrılığın demleri yıllar ayrılığın demleri…
Yeter artık konuşturmayın beni konuşmak istemiyorum. Kanıyor her yanım, susuyorum…
Vakit: Ayrılığın demleri diyorum ve gidiyorum…
Ertuğrul Demir

