orhanpamuk.jpgÖzel yaşamı

Orhan Pamuk 7 Haziran 1952′de varlıklı bir ailenin son çocuğu olarak İstanbul’un Nişantaşı semtinde dünyaya geldi. Babası IBM firmasının Türkiye bölümünde genel müdürlük yapmış olan Gündüz Pamuk, annesi 1700′lü yıllarda Girit valiliği yapmış olan İbrahim Paşa’nın soyundan gelen Şeküre Hanımdır.

Orhan Pamuk, Cevdet Bey ve Oğulları (1982) kitabındaki gibi bir ev ve ailede, İstanbul’un Nişantaşı semtinde büyüdü. Uzun yıllar ressam olma hayali kurarak Robert Kolej’de okudu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde okurken, mimar ya da ressam olamayacağına karar verip okulu bıraktı. Devam zorunluluğu olmadığı için yazıya daha çok vakit ayırabileceğini düşünerek İ.Ü. Gazetecilik Enstitüsü’ne girdi ve buradan mezun oldu. Fakat Kar romanı dışında bu meslekte hiç çalışmadı. Orhan Pamuk 1982 yılında Aylin Türegün’le evlendi. 1991′de Rüya isimli bir kız çocuğu sahibi olan çift 2001 yılında boşandı. Orhan Pamuk’un ağabeyi Şevket Pamuk İktisat tarihçisi olup Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

1985-1988 yılları arasında Iowa Üniversitesi tarafından verilen International Writing Program (IWP) kursuna katıldı. Amacı dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve gelecek vaat eden yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları olan kurs sonrasında kendi deyimiyle “hayatı değişti”. İlk kitabından itibaren yurtiçinde ve yurtdışında ödüller aldı. Kitapları hem çok sattı hem de edebi açıdan olumlu tepkiler aldı.

ESERLERİ

Karanlık ve Işık adlı romanıyla 1979 Milliyet Roman Yarışması’nda birincilik ödülünü Mehmet Eroğlu ile paylaştı. Daha sonra Cevdet Bey ve Oğulları ( 1982 ) adıyla yayımlanan bu roman ayrıca 1983 Orhan Kemal Roman Armağanı’ nı da aldı. İkinci kitabı Sessiz Ev ( 1983 ) ile 1984 Madaralı Roman Ödülü’ nü kazandı. Bunu Beyaz Kale (1985), Kara Kitap (1990), Yeni Hayat (1994), Benim Adım Kırmızı (1998) izledi. Gizli Yüz filminin senaryosunu yazdı. Bu çalışmasını 1992 yılında kitaplaştırdı.

Yazarlık kariyeri

Benim Adım Kırmızı (1998)

Orhan Pamuk yazarlığa 1974 yılında başladı. 1979 yılında ilk romanı olan Karanlık ve Işıkla katıldığı Milliyet Roman Yarışmasında birincilik ödülünü Mehmet Eroğlu’yla paylaştı. Aynı romanı 1982 yılında Cevdet Bey ve Oğulları adı altında tekrar yayımladı. Bu sefer 1983 yılında bu kitapla Orhan Kemal Roman Ödülüne layık görüldü.

Pamuk’un bundan sonra yazdığı kitaplar çok sayıda ödüller kazanmağa devam etti. İkinci romanı olan Sessiz Ev 1984 yılında Madaralı Roman Ödülünü kazandı. Bu romanın Fransızca tercümesi ise 1991 yılında Prix de la Découverte Européenne ödülüne hak kazandı. 1985 yılında yayımlanan tarihi romanı Beyaz Kale 1990 yılında ABD’de Independent Award for Foreign Fiction ödülünü kazandı ve Türkiye dışında daha geniş bir şekilde tanınmasını sağladı. Orhan Pamuk, 2002 yılında yayımlanan Kar kitabını, Türkiye’nin etnik ve politik meseleleri üzerine kurulu bir politik roman olarak tanımlamaktadır. Kar adlı kitabı Amerika’da 2004 yılında “yılın en iyi 10 kitabından biri” olarak gösterilmiştir. Yıllar geçtikçe Orhan Pamuk’un Türkiye dışındaki ünü artmağa devam etti. 1998 yılında yayımlanan Benim Adım Kırmızı 24 dile çevrildi ve 2003 yılında İrlanda’nın ünlü International IMPAC Dublin Literary Award ödülünü kazandı.

Romanlarının dışında, yazılarından ve söyleşilerinden seçmelerin ve bir hikâyesinin yer aldığı Öteki Renkler (1999) ve Ömer Kavur’un yönettiği Gizli Yüz adlı filmin senaryosu (1992) vardır. Bu senaryo, 1990 yılında yayımladığı Kara Kitap romanındaki bir bölümden yola çıkılarak yazılmıştır.

İstanbul: Hatıralar ve Şehir (2003)

Orhan Pamuk, romancılığının yanısıra insan hakları, düşünce özgürlüğü, demokrasi ve benzeri konulardaki düşüncelerini makaleler ve söyleşiler yoluyla aktarmaktadır. Şubat 2005 tarihinde İsviçre’de yayımlanan Tages-Anzeiger, Basler Zeitung, Berner Zeitung ve Solothurner Tagblatt adlı gazetelere haftalık ek olarak çıkan Das Magazin dergisine verdiği demeçte ifade ettiği

“Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü ama hiç kimse bunları konuşmağa cesaret edemiyor”

sözleri Türkiye içinde büyük eleştirilere neden oldu. Yazar, Kürt sorunu ve Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili bu sözleri yüzünden Türklüğe hakaret suçuyla 6 ay ila 3 yıllık hapis istemiyle mahkemeye verildi. Mahkeme dünya çapında büyük ilgi uyandırdı. Orhan Pamuk’a karşı açılan bu dava T.C. Adalet Bakanlığının onayını gerektiriyordu. Bu onay verilmeyince 23 Ocak 2006 tarihinde mahkeme yetkisizlik kararı verdi ve dava düştü.

Orhan Pamuk ABD’de yayımlanan Time dergisinin 8 Mayıs 2006 tarihindeki kapak yazısında yer aldı. “Time 100: Dünyamızı Biçimlendiren Kişiler” başlıklı yazıda tanıtılan 100 kişiden biri oldu. Orhan Pamuk’un yazarlık kariyeri 12 Ekim 2006 tarihinde Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasıyla zirveye erişti. Kazandığı bu ödülle Nobel Ödülünü kazanan ilk Türk vatandaşı olarak tarihe geçti.

Yayımlanmış eserleri
Cevdet Bey ve Oğulları, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1982
Sessiz Ev, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1983
Beyaz Kale, roman, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1985
Kara Kitap, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1990
Gizli Yüz, senaryo, İstanbul, Can Yayınları, 1992
Yeni Hayat, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 1995
Benim Adım Kırmızı, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 1998
Öteki Renkler, yazılarından ve söyleşilerinden seçmeler, 1999
Kar, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 2002
İstanbul: Hatıralar ve Şehir, anı, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları (YKY), 2003

Ödülleri
1979 Milliyet Roman Yarışması Ödülü Karanlık ve Işık (iki yazarlı)
1983 Orhan Kemal Roman Ödülü Cevdet Bey ve Oğulları
1984 Madaralı Roman Ödülü Sessiz Ev
1990 Independent Yabancı Roman Ödülü (Birleşik Krallık) Beyaz Kale
1991 Prix de la Découverte Européene (Fransa) Sessiz Ev (Fransızca çevirisi nedeniyle)
1991 Antalya Altın Portakal film festivali en iyi senaryo Gizli Yüz
2002 Prix du Meilleur Livre Etranger (Fransa) Benim Adım Kırmızı
2003 Premio rinzane Cavour (İtalya) Benim Adım Kırmızı
2005 Alman Kitap Sanatı’nın Barış Ödülü (Almanya)
2005 Prix Medicis Etranger (Fransa) Kar
2006 Nobel Edebiyat Ödülü

http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk

HAKKINDA YAZILANLAR

“Valla Yahudi Değilim” Cemal A. Kalyoncu
Haziran 2002

Orhan Pamuk, Nişantaşı kültüründen gelen bir kişi. Geçmişi ve ailesiyle ilgili bilgileri ilk defa Aksiyon’a anlatmaya karar verdi. Hakkındaki iddiaların hemen hepsini zor da olsa cevapladı.
Hayallerini fazlası ile gerçekleştirmişti. Ama hedeflediklerinin bitmediğini düşündü. Şimdiye kadar yedi tane roman yazmıştı. Aklında 19 tane daha roman konusu olduğunu hatırladı. Bir kere bunları mümkün olduğu kadar iyi yazmak istiyordu. İkincisi, onların Türkiye’de ve yurt dışında okunmasını istiyordu. Sonra, kitaplarının bugün okunması kadar, onların, böyle, yan yana dizilmiş eserler yığını olarak yarına kalmasını istiyordu. Başka istekleri de vardı: “Tüm bunlarla birlikte hayattan memnun ve mutlu olmak istiyorum, acı çekmek istemiyorum.”

– Mutlu değil misiniz?

“Değilim. Mutsuz da değilim. Gri bir havadayım şu an.” Şimdilerde de gri bir rengi vardı ama yaklaşık üç yıldır ertelediği bir röportajı gerçekleştirecekti o gün. O gün, hayatını konuşacaklardı. Belki romanlarında kahramanlarına yüklediği, ama hangi romanının hangi karakterinde kendisinden izler bulunduğunu okuyucularının da bilmediği hayatını ilk kez, hem de bir bütün olarak anlatacaktı.

– İntihar etmeyi hiç düşündünüz mü Orhan Bey?

“Bunları başkalarına ko–lay–lık–la söyy–le–ye–mem. Belki burada da herşeyi söylemeyeceğim. Siz, ‘Hayatta en büyük acınız ne?’ diye sorarsanız ben bunu söylemem. Ama bir tanesini anlatayım size. 22–30 yaş arası durmadan, günde 10 saat roman yazdım. Romanlarımı yayınlamıyorlardı. Çevrem de yavaş yavaş delirdiğime hükmediyor ve bunu bana inandırmaya çalışıyordu. Çünkü ‘mimar/mühendis olacakken tahsili bıraktı. Roman diye birşeyler yazıyor. Hatta onlar ödül de alıyor, fakat yayınlanmıyor.’ Sadece karım olacak kişi vardı yanımda. Onun dışında çok yalnız hissediyordum kendimi. Bu benim en sıkıntılı dönemimdir.”

Baba tarafı Gördes müftüsü

Şimdi buraya bir virgül koyalım ve Orhan Pamuk’un köklerine doğru bir yolculuğa çıkalım. Önce baba tarafı… : “Babam tarafı Türkleşmiş Çerkezlerdir.” Ailenin şeceresi ile ilgili bilgileri daha çok Şevket Pamuk’tan ediniyoruz. Şevket Pamuk, Orhan Pamuk’un 18 ay büyük ağabeyidir: “Hem babaannem hem anneannem tarafı 1890’lara kadar Manisa’nın Gördes kazasında yaşıyor.” Şevket Bey’in söylediğine göre ailenin baba kanadı buranın yerlisidir: “Mesela baba tarafımdan Sabit Bey, 19. yüzyılın ikinci yarısında Gördes Müftülüğü yapmış. Babaannemin annesi tarafı ise, 1850–60’lardaki Kafkas göçüyle Gördes’e yerleştiriliyorlar.”

Orhan Pamuk’un dedesi Mustafa Şevket ve ailesi daha sonra Gördes’ten İzmir’e gider. Oradan da Teknik Üniversite’nin (İstanbul) ilk mezunlarından olarak, mühendis çıkar: “Cevdet Bey ve Oğulları kitabında ondan etkilendim ama onu anlatmadım. Dedem İsmet Paşa’nın döneminde demiryolu yapımından epey para kazanmıştır.” (Mustafa Şevket Bey’in Abdullah adındaki kardeşinin kızı Turan Hanım da ünlü felsefe profesörü Hüseyin Batuhan ile evlenmiş, ailenin tanınmış bir başka ferdidir. Diğer kızı Selçuk Hanım ise resim eğitimi alıp Fransız bir ressamla birleştirir hayatını.)

Mustafa Şevket Bey evlilik zamanı gelince hayatını (Maide) Pakize Hanım’la birleştirir. Ve üç çocuk sahibi olur: Özhan (doktor), Aydın (mühendis olur), Gündüz (Orhan’ın babası, o da mühendistir) ve Gönül (gazeteci Bedii Faik Akın’ın, hukuk fakültesi dekanlığından emekli kardeşi İlhan Akın’la evlendi): “Eskiden hep saklardım bunları.” Pamuk’un dedesinin 1933–34’lerde ölümü aile için büyük kayıptır: “Dedemin ölmesi, büyük para kazanma mekanizmasının sona ermesi demekti. Mühendislik okuyan babamla amcam, kısa süre içerisinde –bunu gülümseyerek söylemiyorum– dedemden kalan paraların büyük bir kısmını, iddialı bir şekilde büyük yatırımlara, ihalelere girerek 1950’lerin sonuna doğru batırmışlar. Hayat standardında bir düşme olmadı ama benim çocukluğum o malın satılması, bu malın satılması, babaannemin ağlaması ve fakir düşme hikayelerinin arasında geçti. Nitekim babam da işte böyle özel girişimci müteahhitlikten bir yöneticiye evrildi. Bizi bırakıp kaçtı, Paris’te yaşadı.”

Orhan Pamuk’un babası Gündüz Pamuk da inşaat mühendisliği okur. İşleri tasfiye ettikten sonra Paris’e gidip IBM şirketinde çalışmaya başlar. Sonra ilk bilgisayarcılardan olarak IBM’in Türkiye şubesini açar ve Türkiye müdürü olur (1959–64). 1964’te Koç Topluluğu’nda çalışmaya başlar, Aygaz Genel Müdürlüğü, Koç Holding Plan Grubu Başkanlığı, Arçelik ile Garanti Bankası Yönetim Kurulu üyeliği ve 1978’den sonra iki yıl da Petkim Genel Müdürlüğü yapar. 2001’e kadar da mezun olduğu üniversitede öğretim görevlisi olarak bulunan Gündüz Pamuk, İsmet Paşa ile Heybeliada’dan tanışıklığından dolayı SODEP’in kurucuları arasında yerini alır: “Halk Partisi yakınlığı ailede hep vardı. Ben, ‘Tabii Halk Partisi’ni sevecekler, çünkü Halk Partisi döneminde zengin oldular’ diye söylüyorum.”

Büyükdedesi Girit’te vali

Pamuk’un anne tarafı ise 1720′lerde Girit Valiliği de yapmış İbrahim Paşa’ya dayanmaktadır: “Anne tarafımı size en iyi Doğan Hızlan anlatır aslında. Çünkü Doğan Hızlan anne tarafımdan akrabamdır. O meraklıdır ya böyle soyluluğa falan. Bilmem ne paşa nereden devşirilmiş…” (Burada yine Şevket Pamuk’un yardımına başvuruyoruz. C.K.): “Aile Kaptan–ı Derya İbrahim Paşa’ya dayanıyor. Paşa, ayrıca 1720’lerde Girit valiliği de yapmış. Sicilli Osmani var, orada rastladım kayıtlara.” İstanbul Ticaret Odası’nın kurucularından Basmacızade olarak anılan kişi de Pamuk’un dedesinin dedesi veya amcası, yani aileden birisidir. Bez işi yaptıklarından dolayı Basmacızade olarak anılan Pamuk’un dedesinin babası İbrahim Ferit’in, Cevdet dışında Fuat ve İzzet adında iki oğlu daha olur. Cevdet Ferit’in amcası Nejat Basmacı da İstanbul Ticaret Borsaları Birliği Başkanlığı yapmış birisidir. Söz Orhan Pamuk’ta yine: “Bir zamanlar İş Bankası Genel Müdürü de olan Ferit Basmacı da aynı aileden geliyor. Aslında, sevmediğim ve kimsenin de bilmesini istemediğim küçük adım da Ferit’tir. Ailede bazıları Basman, bazıları da Basmacı soyadını almış ama aynı ailedir.” Pamuk’un annesinin babası Cevdet Ferit (1882–1953), Almanya’da hukuk eğitimi alıp, Darülfünün (İstanbul Üniversitesi) Hukuk Fakültesi’ne dönüşene kadar (1933) orada dersler verir: “Atatürk’ün 1933 reformundan sonra üniversiteden uzaklaştırılmıştır.”

‘Şevket’le gerilim var aramızda’

İşte bu Cevdet Ferit de Nikfal Hanım’la evlenir ve üç kız babası olur. Kızlarının en büyükleri (emekli hukuk profesörü) Türkan Hanım, Hayat dergisinin kurucusu şair Şevket Rado ile, en küçükleri Gülgün de, İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ’ın oğlu Üstün’le evlenir. Cevdet Ferit–Nikfal çiftinin ortanca kızı Şeküre ise Mustafa Şevket–Pakize çiftinin çocuğu, Orhan Pamuk’un da babası Gündüz Bey’le evlenmeye karar verdiğinde yıl 1949’dur: “Sinemanın benim hayatımda önemli bir yeri vardır. Çünkü annemle babam sinemada tanıştı.” Orhan doğduğunda sene 1952’dir: “Ailede hiç Orhan dede tanımıyorum, ama annem ‘Bu ismi veriyorum, bu olsun’ dedi.” Çiftin, 1950’de doğan diğer çocukları da Şevket’tir: “Gerilim var aramızda. O gerilimi anlatmamdan da haklı olarak şikayetçidir. Fakat ben yazarım, yazdım ve ona gülümseyerek söylüyorum, yazmaya da devam edeceğim. Tabii onunla çatışıyor görünmek de istemem. Doğru da değil. Arkadaşız.”

– Aranızdaki meselenin sebebi nedir?

“Bizim gibi babaerkil toplumlarda, birinci erkek çocuk bütün kuralları koyar, yasaları önerir. İkinciye de birşey kalmaz. Ona oyun oynamak, hayal kurmak kalır.”

‘Tembel, şımarık, sulu öğrenci’

İlkokula, amca ve babasının da okulu olan Işık Lisesi’nde başlayan küçük Orhan, iki sene sonra babası IBM Genel Müdürü olup Ankara’ya gidince, başkentteki Mimar Kemal İlkokulu’na devam eder. Tekrar İstanbul’a döndüklerinde Işık Lisesi bu sefer almaz Orhan’ı. O da Şişli Terakki’den alacaktır diplomasını. Ardından hemen Robert Kolej’e kaydını yaptırır. 1970 yılında buradan mezun olur. Pamuk’un, o yıllarda bugünkünün aksine bir imajı vardır: “Tembel, başarısız, şımarık, durmadan şaka yapan ama okulda ressam olarak bilinen falan… Yani bugün toplumda hiç bilinmeyen öyle bir imgem vardı.” 6–7 yaşlarında resme başlayan Pamuk, 22 yaşına kadar resme devam eder. Robert Kolej’in ardından dedesi ve babası gibi önce İstanbul Teknik Üniversitesi’nde mühendis olmak için okumaya başlayan (1970) Pamuk, üçüncü yılın sonunda buradan ayrılır. Askerliğini tehir için yine de bir okul olsun diye de (İstanbul Üniversitesi) gazetecilik bölümüne geçer ve burayı 1977′de bitirir. Yine askere gitmemek için mastere başlar. (Pamuk, 12 Eylül’den sonra çıkan kısa dönem askerlik imkanıyla Tuzla’da 4 ay yapacaktır askerliğini.)

‘Ailem maneviyatımı bozardı’

Pamuk’un 22 yaşında iken resmi bırakmasının sebebi romancı olmaya karar vermesidir. İlk romanı Cevdet Bey ve Oğulları’nı yazmaya başlar. Pamuk bu dönemde, hatta biraz daha önce 18 yaşlarında iken kolejdeki burjuva arkadaşlarından birdenbire kopar ve kendi iç dünyasına çekilir. Bunda belki aile içindeki tartışmalı ortamın da etkisi vardır: “Kabaca kavgalı bir ailede yetişmek… Bütün bunlar bende iz bırakmıştır, ama Türkiye’de ailelerin belki yüzde 70–80’i böyledir. Annemle babam kavga ettiklerinde beni alır Şevket Radoların evine, ağabeyimi de başka bir yere bırakırlardı.” Annesi ile babası 1972′lerde evleri ayırır, 1978′de resmen boşanırlar. (Gündüz Pamuk, ikinci evliliğini ise, 1989–93 yılları arasında da SHP Merkez Disiplin Kurulu üyeliği yapmış Fatma Feyza (Geç) Hanım’la gerçekleştirir ve 1980′de de Hümeyra adlı bir kızı olur). Bu dönem Şevket Amerika’da olduğu için annesiyle Teşvikiye’de yalnız oturan Pamuk’un hayatındaki en zor dönemdir: “O süre içerisinde annem bana anlayış göstermedi. Siz roman yazıyorsunuz ve roman yazmanızın bir sonuç vermeyeceğini kafanıza kakıyor. Türkçe söyleyeyim, maneviyatımı bozardı. Saçmalıklarla uğraştığımı düşünürdü. Ama çok önemli değil. Bu dönemde babam birazcık daha hoşgörülü idi.”

‘Bir baltaya sap olamadın…’

Peki Orhan Pamuk nasıl ve niye yazma ihtiyacı hissetmiştir? Bu sorunun cevabı, biraz da olsa Pamuk’un ikili ilişkilerdeki başarısızlığında yatmaktadır: “Ben bu konularda çok başarısızdım. İstediğim gibi kız arkadaşım olmazdı. Karizma da yoktu.”

– Böyle olmanız mı sizi yazı yazmaya itti acaba?

“Bu beni yazarlığa kesinlikle itmiştir, ‘Ben size göstereyim, bakın ben ne kadar parlağım deme isteği.” Bu döneminde bir tek kişi hariç, herkes ve herşey Pamuk’un karşısındadır. Önce anne ve babasının eleştirilerine göğüs germek durumunda kalır. Sonra yakın çevresinin: “Mesela yakın aile çevremizde bir düğüne/davete gitmeye utanırdım. Çünkü orada, aile çevresinden olan bütün insanlar, –yaşım gelmiş 28–30’a, bilen utandığı için sormaz, ama bilmeyenler– ‘Aaa sen Gündüz’ün oğlu musun? Ne yapıyorsun şimdi?’ diye sorarlardı. (Çok kısık bir sesle) ‘Hiç bi–şey, ev–de–ro–man ya–zı–yo–rum.’ Çok zor bir durum. Sonra ‘Hiç bir baltaya sap olamama’ lafı benim için büyükler tarafından çok kullanılmıştır ve onları öldürmek isterdim.’

– Belki bu da kamçılamıştır sizi.

“Biliyordum, Cemal Kalyoncu’nun da annemin ve babamın söylediklerini diyeceğini biliyordum. Annem ve babam da ‘Demek ki seni iyi yetiştirmiştik de böyle yapmışsın. Niye şikayet ediyorsun?’ diyor. Bu mantığa karşı hiç birşey söylenemez. Halbuki bu konuda çok acılarım var ama anlatmam herhalde.”

89. dakikada atılan gol

Pamuk, bu uzun dönemde böyle dini olmayan bir içsel hayat yaşamaktadır: “Kendimi sol olarak görüyordum ama bir parti ya da siyasi gruba girip faaliyet gösterecek biri değildim. Bu iç dünyamı dostça bir şekilde emecek, beni içine alacak toplumsal kurumlar da eksikti. Bu süreçte ben korkunç derecede kitap okudum.”

Orhan Pamuk, yazar olmakla olmamak arasındaki bu maçında 89. dakikada attığı golle maçı lehine çevirir: “Ben de ‘Ne yapalım artık’ı oynadım hayatta. Çünkü para vermek istemiyorlardı. Annem ‘Baltaya sap ol, git bir yerde para kazan’ diyordu. Ben de gideyim bir reklamcı mı olayım gibi, oralara yaklaşıyor olabilirdim. Ama olmazdım, biliyordum, olmazdım.”

– O golü atamasaydınız…

“30 yaşına kadar hiç iyi oynayamadım, durum kötüydü ama inanmaya devam ederdim.” Orhan Pamuk’un bu dönemde yanındaki tek kişi, daha sonra eşi olacak, şimdilerde ayrılmak üzere olduğu Aylin (Türegün) Hanım’dır: “Onun anne tarafı Rus İhtilali’nde Türkiye’ye gelmiş Beyaz Rus’tur.” Orhan Pamuk’un, 1982’de evlendiği ve doktorasını yaptığı için ancak 1991’de bir kız çocuğu (Rüya) dünyaya getirdiği eşi Aylin Hanım, Kazım–Nadide Türegün çiftinin kızıdır. Pamuk’un Beyaz Rus dediği Aylin Hanım’ın annesi Nadide Hanım da, Hacıyusufzade Mehmet Bey’in torunu, Ali ve Leman Tecimer’in de kızıdır. Aylin Hanım’ın, Fethi Naci ile iktisat fakültesinden sınıf arkadaşı olan babası Kazım Türegün de, Osmanlı dönemi Adliye Nazırı Kazım Bey’in torunudur. (Kazım Bey, Danıştay eski başkanı Hazım Türegün’ün yeğeni, İntes İnşaat Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Avukat Necip Türegün’le ise kuzendir.): “Aylin’le bu sıralar biraz uzaklaşıyoruz. Oraya girmek istemiyorum. Karımdan ayrılıyorum diye de yazabilirsiniz.”

Pamuk’un ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları 1982′de basılır. Kitap 1979 Milliyet gazetesi ile 1983’te de Orhan Kemal Roman Armağanı kazanır. Sonrasında Sessiz Ev, Beyaz Kale, Kara Kitap, Gizli Yüz (Senaryo), Yeni Hayat, Benim Adım Kırmızı ve Kar, Pamuk’un külliyatına ilave olacaktır.

Küçüklüğünde futbolla var olan ilgisini 1985’te Amerika’ya gidince bırakan Orhan Pamuk, eskiden kalan alışkanlıkla Fenerbahçeli’dir. “Müzikten bahsetmeyelim, müzik benim eksiğim” diyen, “Gerçek bir sanatçının hobisi yoktur” anlayışını savunan, sinemayı ve kitap okumayı seven, seyahatlere dinlenme zamanları gözüyle bakan Orhan Pamuk’u dinlendiren bir başka şey ise, Türkiye’nin seslerinden uzak olmaktır:

“Türkiye’nin dertleri beni yorar.”

Orhan Pamuk, belki bütün yazarlar gibi romana kensdisinden karakterler yüklemiş birisidir de: “Cevdet Bey ve Oğullarında Refik en çok yakın olandır. Ömer’de de birşeyler vardır. Sessiz Ev’de bana tam yakın bir kahraman yoktur. Beyaz Kale’de iki kahraman da bana benzer ama uzak bir şekilde. Yeni Hayat’taki kahraman da bana biraz benzer. Benim Adım Kırmızı’da Orhan. Kara ile Katil de biraz benzer. Kar’da da Orhan olarak silik bir kişi şeklinde görünürüm ama bana benzeyen tabii ki Ka’dır. Kara Kitap’taki Galip ise bana tüm kahramanlarım içinde belki de en yakın olanıdır. Galip ve karısı Rüya’nın ilişkisi, benimle karımın ilişkisi üzerine kurulmuştur.”

– Orhan Bey, sizin için ‘Çok satıp az okunuyor’ diyorlar…

“Artık o kadar çok duyduğum bir laf ki. Bir kısmı doğru, bir kısmı yanlış. Yeni Hayat 200 bin tane sattı. Bence o kitabı anlayacak 200 bin okur yok Türkiye’de. Ama Benim Adım Kırmızı, o da 170–180 bin tane sattı. Onu anlayacak 180 bin kişi var bence. Ama onun için de böyle dediler. Hatırlatmak isterim ki, benim kitaplarım artık yurt dışında da çok satmaya başladı.”

– Yalçın Küçük de kitaplarında sizden bahsediyor…

“Okumadım bile. Bu konuya girmek istemiyorum. Konu dışı söylüyorum. Bu adamcağız tutturmuş, benim Yahudi olduğumu söylüyor, kitabına da almış. Kitapları okumadım. Pek çok insan da bunu bana söylüyor. Bu, bana çok ayıp geliyor. Ben Yahudi değilim, ben Selanikli değilim. Olsam söylerim, geçmişime ait aile ağacımı anlattım size. Böyle birşeyin ilgi gördüğü toplumda yaşamaktan utanıyorum. Ama böyle ben Yahudi değilim demekten de utanıyorum. Çok kötü bir durum. Çünkü o zaman ‘Yahudilerden baskı var, kendini sevdirmek için, valla ben Yahudi değilim… O da buralardan bir malzeme buldu, cevap vermek istemiyorum. Bazı düzeyler var bence… En sonunda açar birgün bakarım, ama inanın okuyamam.”

“Ben Yahudi, Selanikli değilim. Olsam söylerim. Ama böyle ben Yahudi değilim demekten de utanıyorum.”