ve düşünce /siz…
Üşüten bir mum alevi gece…
Daha sabaha kaç karanlık eklemeli ey adı yar olan ?
Afedersiniz… Adınız aşk diye sevmiştim.
Düşüşümü bilin diye gözlerinizin önünde yığıldım,
- ‘topla kendini , kan görmeden aşk olmaz ’ – dediniz.
Peki tutup yüreğimin mahrem köşelerinden, kalkmayı öğretecek yar değil miydi isminiz?
Afedersiniz, ne de düşüncesizim, çünkü düşünce/sizdim…
Dört duvar derisi kavlamış dehlizlere (s)açılan rutubetli hüznün kapı ardında küçük kız…
Islayıp serçe parmağını topluyorken içlenmelerini ,
örüklü dilinin kurdelaları hiç boylanamayacağım paltonuzun iç cebinde mi gizli?
Lütfen pişirin içimde çöreklenen bu çare/sizliği, sizi taşıyorum!
Ağzı gevşemiş bir mahfi keseyken yürek, susuşunuz kadar çığırtkan, yalnızlık boyu hafakan,
söz gümüşü lutledin gözlerime inen geceye.
Kördüm… Ve gördüm. Yazının tamamını okuyun »
Kırgın, yorgun ve sessiz bir sonbahardı.Bildiğim ve özlediğim bir şehirden geçiyordum.Bir nefeslik sigara, demli bir çay ve dost sohbetiydi, kısacık zaman dilimlerine sığdırmaya çalıştığım. Akşamı giyinmiş tam gitmek üzereyken gördüm seni. Hiç konuşmadan hatta umarsızca baktın bana. Minik parodilerle süslenmiş ve yaramazlık yapmadan duramayan haylaz bir çocuğun, hınzırca gülümseyişi gibi oldu tanışmamız, tanıştırılmamız…Nereden bilebilirdim, bu giderayak dudaklara yapıştırılan gülümseyişlerin, yerini sevdaya bırakacağını…Kaçamak bakışlara gebe kaldı gözlerimiz ve aslında gözlerinde gözlerimi gördüğümü kimse anlamadı, kimse farketmedi hüzünlerimizin seviştiğini….
Acılardan ve vedalardan geçen, artık olmaz diye direten bir yürek mahzunluğu vardı ortada, kahkahalarla örtmeye çalıştığımız. Çok sonraları farkettik, örtmeye çalıştıkça bu mahzunluğun ortaya çıktığını. Direndik..Direndik bir zaman tutulmamak için aşka. Oysa, gideceğini söyleyip de, göndermediğim bir sabah ayazında şekillenmişti cenin yorgun yüreğimde.Başım döndüğünde anladım, canlanmaya başladığını bir sevdanın içimde. Artık çok geçti ve büyüyordu sevda, hüzünle ve hasretle beslenerek… Yazının tamamını okuyun »
Bu gece hüzünler adımlıyor şehrin nem kokulu sokaklarını
Sanki tuhaf bir hüzzamı mırıldanıyor bütün kainat
Nedendir bilmem bir matem havası var her yanda
Kim öldü, kimi savuruyor bu deli rüzgar
Ne oluyor geceye, ellerim neden morarıyor
Eski zamanları yontan bu mermer taş da ne
Ne yapıyor bu Zümrüd_ü Anka Kuşu
Nerden geliyor bu bin yıllık gözyaşı kokusu
Yatağımı boğazlayan bu kara kabus da ne
Ne oluyor geceye, yüzüm neden ter döküyor Yazının tamamını okuyun »
Tek Kelimeyle İçimi acıtan , Düşüncelerimi açığa çıkartan , Dinlediğim’de gözlerimi yaşartan ender seslerden.
Kısa Yaşamını Özetleyen ve Ölmeden önce zorla çıktığı sahnede kendini hayata Bağlayan Şarkı “Non, Je Ne Regrette Rien”
Fransızcası
non, rien de rien,
non, je ne regrette rien,
ni le bien qu’on m’a fait, ni le mal,
tout ça m’est bien égal.
non, rien de rien,
non, je ne regrette rien.
c’est payé, balayé, oublié.
je me fous du passé. Yazının tamamını okuyun »
o adam niçin siyah gözlük takıyor;
niçin öyle ruhsuz ve namussuz?
o adam o kızın yanında,
niçin öyle duruyor, bilmiyor musunuz?
o adam, o kızı kolundan tutacak,
belki canını çok fena acıtacak.
o adam, o kızın babası değil,
o kız, o adamı hiç tanımıyor.
o adam, o kızı kandıracak, belli,
götürüp bir pavyona satacak!
peki ama o kızın babası kim,
o kız, orada kimi bekliyor?
o kızı niçin bu kadar önemsediğimi
ben de bilmiyorum.
o kızın babası ben miyim yoksa?
bayağı, gözüm ısırıyor.
Kusura kalma dostum!
Belki de bizimki,
Ayrılık tohumundan yeşermiş magenta kırmızısı aşklardan
Bir çift papuca sığabilenlerden
Naylon torbaya da koyup gezdirebiliriz hiç çekinmeden
En olmayacak sırada hatırlananlardan hani…
Ağlama, ağlama, Ah! Lütfen ağlama diyor ya Halit Ziya
Alakası bile yok bizimkisiyle..
Anlamayanlardan da değiliz
Seçim yapmayı bilenle gelsin!
Evet, Tamam! Mantıklı aşk!
Hani?
Nerde?
Kefili var mı? Alabilir miyiz?
Bizimkisi biraz zor da..
Pahada hafif yükte ağır olanlardan Yazının tamamını okuyun »