AŞK’ın hikayesi…

AŞK’ın hikayesi…
Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil. Devamını okuyun…»
Yorumlar 1 15.08.2008










AŞK’ın hikayesi…
Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil. Devamını okuyun…»
Yorumlar 1 15.08.2008
Okyanusa ayna düştü.
Ve bir balık o aynanın içinde “bir okyanus daha” olduğunu gördü!..
Tuhaf olan; bu yeni okyanusun minicik kapısında, kendi yaptığı her hareketin aynısını yapan bir balığın var olmasıydı…
Hiçbir manevrayla ve ani hareketle aşılamayan bir balık…
Gövde gösterisine, heybetlenmelere pabuç bırakmayan bir balık…
Öfkelenmelerde, dellenmelerde ısırılamayan, yutulamayan, yaralanamayan bir balık…
O yorulmadan yorulmayan, o vazgeçmeden vazgeçmeyen… O uzaklaşmadan okyanusun kapısından uzaklaşmayan bir balık!..
Okyanusa ayna düştü.
Bir balık kadar küçüktü bu ayna…
Ama bir okyanus kadar büyük!
Yorumlar 1 31.07.2008
- Şöför bey mübarek bi yerde inebilir miyim?
- Şu ilerdeki caminin önünde bırakayım teyze seni…
***
- Başıbüyük mü?
- Evet, başıbüyük.
- Ne zaman kalkar?
- Sen oturursan kalkar bacım.
- Kaç vericem?
- 800.
***
- Şöför:
- Arkadan vermeyen var mı?
- Yolcu: Az önce eline verdik ya kardeşim..
- Neriman sen arkadan verme ben veririm ..
***
- Kadın: Kızım dur! Ben vereyim benimki bozuk zaten…
- Kızı: Aman ne olcak sanki nasıl olsa benimki de bozulacak, ben vereyim!
***
- Yolcu: Abi heykel’e çıkıyo mu?
- Şoför: Yok abi, yanından geçiyo.
Devamını okuyun…»
Yorum Yazın 30.07.2008

Vakti zamanında İstanbul’da Sarayburnu ile Büyükada arasında 2 kişilik kayığıyla bir nevi taksicilik yapan Ali isminde yiğitlerden bir yiğit,yakışıklı mı yakışıklı çapkınlığıyla da dillere destan bir kayıkçı varmış.Müşterileri çoğunlukla son vapura yetişmesi asla mümkün olmayan, Büyükada’da ikamet eden Kumkapı meyhanelerinin gayr-i müslim konsomatrisleriymiş. Konsomatris dediysek, sakin ola umumi kadın ile karıştırılmaya..Dönemin konsomatrisleri, efkar dağıtılan meyhane ve pavyon sofraları müdavimlerini daha ilk kadehi yudumlamadan sarhoş edecek kadar güzel ve bir o derece de namuslularmış. Müşteriyle ilişkileri sadece ve sadece müessesenin onları kolayca sövüşleyebileceği kıvama kadar sarhoş etmekmiş. Lakin bu kadınların ortak bir ince karınları varmış ki o da bizim Kayıkçı Aliymiş. Ali’nin kayığına binip de, Büyükada’ya varmadan, Heybelinin hemen arkasında mehtap altında, dalga üstünde Ali’nin tezgahından geçmeyen yokmuş. Ali de Aliymiş hani.. Boy, pos, yanık ten, güç kudret… Öylesine bir çekiciliği varmış ki Kayıkçı Ali’nin, kayığına müşteri olup da kürek çeken kaslı kollarını,ayışığında parlayan kavruk tenini gören daha Kınalı’ya bile varmadan Ali’nin karşısında bir mum gibi eriyormuş.Eee Kayıkçı Ali de müşteri velinimettir anlayışıyla hiç birine hayır demiyor sessizce işini görüyor, ve lakin kayıkta olanı biteni asla ve asla hiç bir mecliste mevzu bahis etmiyormuş.
Günlerden bir gün, Devamını okuyun…»
Yorum Yazın 07.06.2008

Ustaların çıraklarına sadece edindikleri mesleği, zanaatı değil hayatı da öğrettikleri, en geniş ve gerçek anlamıyla öğretmen oldukları dönemde Hintli bir ahşap ustası yaşıyordu. Bu ustanın çırağı büyüdü, ahşap işlemeyi ve hayatı öğrendi, kendi işini kurup başlattı. Bir süre sonra dostlarından biri oğlunu getirdi, ustadan onu yanına çırak almasını istedi.
Fakat bu çırak sürekli yakınıp duran, her şeye bozulan bir çocuk çıktı. Tahta getirmeye gidiyor, döndüğünde ellerine kıymık battığından uzun uzun yakınıyordu. Bir iş teslim etmeye gidiyor, döndüğünde yoldan, sıcaktan, müşterinin tavrından yakınıyordu. Usta çocuğa bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama sözlerinin hiçbir etkisi olmuyordu.
Bir gün usta çırağını köye tuz almaya gönderdi. Çırak ustasının söylediği gibi, tuzu alıp döndü. Usta bir bardak su getirmesini söyledi. Çırak bir bardak suyu da getirdi. Usta, Şimdi o tuzu suyun için at” dedi. Çırak ustasının söylediğini yaptı.Sonra usta “Şimdi o suyu iç” dedi. Çırak suyu içti ve tabii ki içer içmez de tükürdü. Öfkeyle ustasına bakarken, usta “Nasıldı tadı” diye sordu. Çırak nefretle, “Çok acı” dedi.
Usta çocuğa “Tuzu yanına al gel, gidiyoruz” dedi. Çırak ustasının peşine takıldı. Bir süre sonra civardaki gölün kıyısına geldiler. Usta çırağa “Bütün tuzu göle dök” dedi. Çırak söyleneni yaptı. Usta “Şimdi gölün suyundan iç” dedi. Çırak içti. “Suyun tadı nasıldı” diye sordu usta. Çırak, “Çok güzeldi” dedi. “Peki tuzun acısını hissettin mi” diye sordu bu kez de.Çırak “hayır” dedi.
Usta çırağı karşısına oturtup anlattı: “Hayattaki bütün olumsuzluklar işte bu bir avuç tuz gibidir. Eğer sen küçük bir bardak su isen, nasıl tuzun bütün acısını tattıysan, hayatın bütün olumsuzluklarından da öyle etkilenirsin. Eğer sen kişiliğinle ve gönlünle bu önümüzdeki göl gibi isen, hayatta karşılaşabileceğin bütün olumsuzluklar seni, o bir avuç tuz gölün suyunu nasıl etkilediyse öyle etkiler, bir bardak suda tattığın acıyı vermez sana.
Seçim senindir: “Ya bir bardak su olacaksın ya da göl…”
Yorumlar 1 12.03.2008