Audi’nin yeni performans aracı RS6 Avant satışa sunuldu. Standart donanımında ASR, ABS, EBD, EDL, ESP, ön ve yan hava yastıkları, hız sabitleyici, yağmur sensörü, CD değiştiricili Bose müzik sistemi, Alkantara/deri döşeme, 3 kollu çok fonksiyonlu sportif deri direksiyon, Klima plus, Xenon farlar gibi ekipmanlar yer alan Audi RS 6’dan bu yıl 10 adet satılması bekleniyor. 5.0 litrelik FSI teknolojili V10 motor, 580 HP güç üretiyor. 1500 ile 6250 d/d gibi geniş bir devir aralığında 650 Nm’lik muhteşem bir tork değerine de imza atan motor ve 6 ileri tiptronic şanzıman aracı 4.6 sn’de 0-100 km/s çıkarıyor. Avant’ın anahtar teslim fiyatı 193 bin 568 Euro’dan başıyor.
Bütün mesele hazır olmakta…
Serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin!..
Şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa bugün olmaz…
Bütün mesele hazır olmakta…
Madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış,
Erken bırakmış ne çıkar, ne olacaksa olsun…
Shakespeare..
Bir liste yap bana.
Benim için,,, senin listeni…
Bir liste hazırla. Yaz alt alta; yaptıklarını düşünerek, bugüne kadar…
De ki: “Sen olmasaydın, şunu yapmazdım!…”
*
Ben olmasaydım yapmayacağın şeylerin listesini sırala alt alta veya eğer ben olmasaydım hayatında, bu şekilde yapmayacağın şeyleri sırala… Ben olduğum için yaptıklarını/yapmadıklarını görmüş ol.
Önce kendin için yap bunu, bana gösteremesen bile!..
Ya da bir kendin için yap, bir de benim için. Ayrı ayrı…
*
Bunlar, bencilliğin ve sencilliğin listesidir,,, ama daha da derini; bizcilliğin!..
Mühimdir;
Sadece zihnimizde kalsa bile…
(devam »)
Sonunda aşk, incecik bir kök salıverir içime;
Sıcacııık, acır içim!…
İnci dişli tilkiler dişler artık; içine hapsolduğun her hücremi…
*
Mavi bir göğün altında, mavi bir gölün kenarında, mavi safirden bir yüzük taşı gibi dokununca elime… Sen;
Gözlerime baktığı an tüm saçları sarıya kesmiş, ayçiçeği…
*
Rüzgâr, bir abla şefkatiyle elini tutar salkım söğütlerinin…
Okşar yeşil saçlarını…
Mavi bir göğün altında, mavi bir göl kenarında, mavi omuzlarına dökülüp savruldukça saçların; yolları savrulur içimin!..
(devam »)
Sevmem ben öyle şey. Bronzlaşmam, enginar yemem, perşembeleri sahneye çıkmam… Nayır Ferit! Biz ayrı dünyaların insanıyız. Sen, yirmi koruma faktörlü güneş kremi satan bir eczanenin üst katında yaşıyorsun. Ben ise plaj çantasında daha iyi çeksin diye antenlere tutturulan çatalları biriktiren, bronz pigment fakiri bir kızım. Ferit? Pıtt!… Aman Allahım bir de kör oldum!…
Ne diyorum ben yaahu? Evden güneş geçti başıma. Hayır. Güneşe düşman değilim. Bilakis D vitaminine tüm omurgalıların ihtiyacı var. Ancak bana dokunuyor, dokunduğu an kızartıyor ve ben postiş takılmış ıstakoz gibi geziniyorum. Sinirleniyorum… Kim çıkarttı güzelim bu modayı? “Ayy, akçagül peynir gibisin sen hâlâ! Keh, kih, böğk.” Bronz tene simli far… Bronz tene gece makyajı… Bronzlaşmayanı yolalım kampanyası…
Ey, bronz ten sevdasına kendini haşlatanlar; kalkın güneşin altından! İnanın ki kıskandığımdan falan yazmıyorum. Sadece okurlarımı (bu kelime havalı oluyor. Birkaç satır sonra bir daha kullanacağım) bilinçlendirmeye çalışıyorum.
(devam »)
Okyanusa ayna düştü.
Ve bir balık o aynanın içinde “bir okyanus daha” olduğunu gördü!..
Tuhaf olan; bu yeni okyanusun minicik kapısında, kendi yaptığı her hareketin aynısını yapan bir balığın var olmasıydı…
Hiçbir manevrayla ve ani hareketle aşılamayan bir balık…
Gövde gösterisine, heybetlenmelere pabuç bırakmayan bir balık…
Öfkelenmelerde, dellenmelerde ısırılamayan, yutulamayan, yaralanamayan bir balık…
O yorulmadan yorulmayan, o vazgeçmeden vazgeçmeyen… O uzaklaşmadan okyanusun kapısından uzaklaşmayan bir balık!..
Okyanusa ayna düştü.
Bir balık kadar küçüktü bu ayna…
Ama bir okyanus kadar büyük!
Hadi… Söyle bana;
Sen nesin?
İfade et “tutabildiğin sen”i…
Zor, değil mi?
Bence de zor!
Sen yoksun ki aslında; gideceğin yer var!
Duyamadım, söylemiş miydin “ne” olduğunu?
Geç hadi bir kalem, geç… Ne olduğun önemli değil.
Peki ya “kim” olduğun?
O da “varmış olduğun yer” ile alakalı!..
şimdi
simsiyah gecelerde yolunmuş saçlarımda
seninkini aratmıyor lanetim Medusa’m..
yılanlarım,
dokunduğunda bir el saçlarıma,
zehirliyor kalbimi..
ve kılıcını çekmiş bir şövalyenin
tüm meydan okumasına rağmen
aşk dediğin o hediye
her damla gözyaşımda
kan tükürtüyor ağzımdan!






(4 oylama, puan: 4 







(5 oylama, puan: 4.8 








