Aşk mı ? Sevgi mi?
Kategori:Aşk-Sevgi, İlişkiler November 2008, 12:38am
Aşk ve sevgiyi birbirinden ayıran özellik beklentidir. Gözün kör olup, her şeyi unutarak yalnız onu düşünmek, yaptığın her harekette onu anmak, adını söylerken kalbin çarpması, gözünü telefona dikmek, gelişini beklemek, buluşmalara koşarak gitmek, gardırobun karşısında üstüne giyecek kıyafet bulamamak, yolda yürürken kendi kendine gülümsemek, bunlar aşktır.
Aşk umutlu ve iyi bir duygudur. İnsan kendini yeryüzünün kraliçesi zanneder. Aşk midende garip bir sıkışmadır. Aşık olan gözlerinden belli olur, parıldar. Yürüyüşü bile değişir. Dışarıdan bakan artık dünyada yer çekimi olmadığını düşünür, doğrudur, aşkın içeriği kimyayı, fiziği aşar.
Peki aşk ne zaman sevgiye dönüşür? İşte en önemli soru bu. Günümüz için konuşacak olursak, ayda kaç para kazandığını düşündüğümüz, ettiği telefon sayısını bildiğimiz, elinde çiçek veya hediye ile gelmediğinde hayal kırıklığı yaşadığımız zaman. Sevginin bendeki tarifi şöyle:
Aşk + beklenti + mantık = SEVGİ
Aşkın evrim geçirdiği nokta alışkanlığın başladı yerdir. Aramasına, gelmesine, kokusuna, öpüşme stiline, tenine, sevişme tekniklerine alıştığınız anda aşk, yerini sevgiye bırakmaya başlamıştır. Artık işin içine beklenti girer. Her gün 10 defa arayan adam, o gün 6 kere ararsa; neden aramadı deriz? Aldığı maaş artık bizim ilgi alanımıza girer, öyle ya bir evi geçindirecek midir? Her hafta yemeğe götürürken artık evde yemeği tercih ediyorsa, kırılırız. Neden arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçirdiğini merak ederiz. Maç seyretmesi sinirimizi bozar. Bunun gibi sayılabilecek yüzlerce durum şunu anlatır ki, bizim artık bu ilişkiden beklentimiz vardır. Yani, bir çıkar söz konusudur. Çıkarın olduğu yerde çatışma ve bencillik olur. Aşıkken görmediğiniz her yönü artık sinir bozucu bir unsur olarak karşımıza çıkar. Hatta fiziksel özelliklerinden birkaçını bile sonradan keşfetmiş olabilirsiniz. Oysa birlikte olduğunuz her an gözlerine bakmıştınız, bunu nasıl kaçırmışsınız, hayret.
Sevgi gerçeklerle yüzleştiğimiz yerdir. Artık birlikte olduğumuz adam hakkında yargılarımız, beklentilerimiz, hükümlerimiz vardır. Böyle anlatınca kötü gibi durabilir ama değil, çünkü sevgi kabullenişi de barındırır. Saygı duymak, anlamak, yerine koymak, inanmak, empati oluşturmak, onun iyiliği için kaynaklarını kullanmak, düşünmek hep sevginin çerçevesi içindedir. Özetle, aşk güzel bir aptallık, sevgi ise kabulleniştir.
Sevginin uçurumun kenarında durduğu nokta, beklentiye odaklandığımız ve değiştirme arzusuna yenik düşerek savaşmaya başladığımız yerdir. O andan itibaren tükeniriz, tüketiriz, dertlerimiz büyür, iletişim kopar ve yalnızlaşırız. Ne uğruna savaş verdiğimizi bile bir müddet sonra unutur, sadece yoruluruz.
İşte bu yüzden aşkı bulunca sonuna kadar keyfini çıkarmalı. Acısını çekmeye de, sevgiye dönüşecekse onun için emek vermeye de gönüllü olmalıyız. Kıymetini bilmeden kaybettiğimiz gençlik yılları gibi kayıp gider elimizden bu duygular. Ne varsa bugünde var, ne yaşanacaksa bugün yaşanacak. Yarın için yapılan planlar genellikle bozulmaya, geçmiş adına yapılan hesaplaşmalar ise körelmeye mahkumdur.
Ya aşkın tadını çıkarır, önüne arkasına bakmadan yaşarsın, ya bittiğinde zamanı geri getirmek için yollar ararsın. Ya sevginin değerini algılar, aklınla yüreğini dengede tutarsın, ya giden sevgilerin ardından ağlarsın. Bu iki duygu içinde nasıl sürerse ya da biterse bitsin, hep akılda kalması gereken soru şu olmalı. Dünyada kaç insan bu duyguları yaşayacak kadar şanslıdır?
Candan Ünal

November 19th, 2008 at 12:40 am
Canım bak okudugum bır yazı var buna cuk oturu sanırım ….
…
Sevgili okuyucular… hemen girişte belirteyim ki sevgi, aşktan üstündür. Hem insani hem de psikolojik süreçler açısından bakıldığında sevgi üstündür. Nasıl mı? Hemen sıralayayım (ki bu sıralama Ali Şeriati’nin bir eserinde okuduğum ve insan psikolojisinin bilinçaltı süreçlerine uygunluğu nedeniyle beynime kazılan, kelime kelime zihnime yazılan bir değerlendirmedir. Yaşayan bir Kur’an olarak bilinen Sosyolog Ali Şeriati, insan psikolojisinin derinliklerine dair yaptığı tanımlamalarla hayatımda önemli bir yere sahiptir) ;
Aşk, insanın gözlerini kör eden bir heyecan hali, karşımızdaki kişinin taşıdığı özellikleri görmezlikten kaynaklanan bir bağdır… Sevgi, bilinçli bir görmenin, apaçık tanımanın getirisi olan kutsal bir süreçtir.
Aşk, içgüdüsel ihtiyaçlardan meydana gelen, kişinin kendi benlik sınırlarını, karşısındaki kişinin benlik sınırları içinde erimesine izin verdiği, karşısındaki kişinin benliğinde yok olup gittiği sürecin adıdır. Oysa sevgi, ruhun içinden doğar, seven insanları yok etmekten ziyade, ikisinden daha yüce bir yükselişin oluşmasını sağlar.
Aşk, tek yönlü bir heyecan halidir. Aşık olunanın kim olduğu önemli değildir. Uygun zaman ve zeminde, hiç uygun olmayan birisine kolaylıkla aşık olunur. Bir anlamda “kişinin öznel bir coşkusu”dur. Bu yüzden aşk, birçok kereler yanlışlıklar yapar. Evli üç çocuklu bir beyefendiyi, torunu yaşındaki kızlara aşık eder. Babasından göremediği ilgi merhameti, benzer yaşlardaki erkeklerde aratma ihtiyacı içinde herhangi birine kolaylıkla aşık edebilir. Aşktan kaynaklanan yıldırım parıltıları altında gözler kamaşır. Kişiler, gözlerinin önünde duran gerçekleri bir türlü göremezler. Ne zaman heyecan biter, yıldırımın parıltıları söner, o vakitten itibaren karşıdaki kişi yalın olarak görülür. Ve kişi aslında aşık olduğu şahsın kendisine uygun olmadığını anlayarak, gerçeklerle yüzleşmenin verdiği psikolojik sıkıntıları yaşamaya başlar.
Oysa sevgi… oysa sevgi zaten aydınlıkta var olur. İnsanlar birbirini tanımaya başladıktan sonra sevgi oluşur. Birbirinin durum ve yapısını bilen, karşısındaki kişiyi içinde bulunduğu gerçek süreçler içinde değerlendirebilen yapılanma belirir. Zaman içinde birbirlerine söyledikleri sözler, davranışlar ve konuşmalarla yakınlığın keyfi yaşanmaya başlanır. Onunla sohbet etmek, onun varlığında istifade etmek kaçınılmaz olur. Onun varlığının tatlı sarsıntısı yavaş yavaş devreye girer.
Aşk, insanı çılgın ve uç düşüncelere götürebilir. Kolaylıkla tutkuya dönüşür. Karşısındaki aşık olunan kişinin ne istediğinin, ne hissettiğinin bir önemi yoktur. Varsa yoksa kişinin kendi heyecanlarının tatmin edilmesinin çabasıdır. Sevgi, yavaş ve adım adım bir tırmanışın ifadesidir. Sevilen kişiyi anlamayı, onun ihtiyaç ve beklentilerine göre tavır değiştirmeyi içerir. Düşünce sistemini bozmaz.
Aşk, geçicidir. En fazla birkaç yıl içinde yatışır. Korundukça eskir. Sevgi, zamanla yenilenir… kalıcıdır… Sonsuz ve içtendir. Zaman içinde anlamı ve önemi artar. Sevilen kişiyi tüketmez, onun yaşam damarlarını muntazaman onarır. Gittikçe derinleşir ve artar. Zamana bağlı olarak kendisini tüketmez.
Aşk, insandaki basiret duygusunu, irade, kendini ve duygularını kontrol etme duygusunu alır. Sevgi, tam tersine verir.
Aşkta kalp öfkelenebilir. Şiddetli ve kaba duygular daha fazla öne çıkar. Aşkına karşılık vermeyen kişilere karşı aşırı hırçınlaşır. Sevgi, tatlı ve yumuşaktır. İncitmeye kıyamaz, ona kendisinden yana zarar gelmemesi için çabalar. Onu düşünür, zor duruma düşürmemek için yüksek bir enerjiyle uğraşır.
Aşk, sevgiliye egemenliktir. Sevgi, tam tersine sevilende yok olma sonsuzluğudur. Aşktaki yokluk, aşık olan kişinin, kişilik ve benlik sınırlarını yok etmesiyken, sevgide yok olma benlik sınırlarına zarar vermez. Onları korur… ve iki kişiden tek kişi oluşumuna vesile olur.
Aşk, tat aramaktır. Halbuki sevgi, sığınak aramaktır. Sevdiğiniz kişiyle aynı dili konuşmaktır.
…
Daha uzun bir kıyasla anlatılabilirdi elbet. Ama özetle söylemek gerekirse, aşk ve sevgi, insanda varolan duygulardır. Kimin kimi seveceği, kimin kime ne zaman aşık olacağı belli olmaz…! Önemli olan kendimiz için hangisini istediğimiz.
Aşk ve sevgi kıyası yapıldığında elbette sevgi daha öndedir. Daha kutsaldır… kalıcıdır… insanın aklını kendisinden almaz…
Ama son olarak belirtmek gerekir ki, aşk da çok basit bir durum değildir. Tasavvufta aşk okuyanlar da bilirler. İki günlük üç günlük ucuz çarpılmalara isim olarak verilecek kadar basit değildir. İkisi de insana özgü, ikisi de insani… ama son söz… kıyas yapılacaksa…! Elbette sevgi…!
Ve her yazımın altına eklemeyi ihmal etmeyecek kadar değerli…!
Sevgiyle(!) kalın…
Mehtap Kayaoğlu (Psikolog)’ ndan alıntıdır.
November 27th, 2008 at 6:54 pm
Para !!!
Tamam tamam çok abes oldu, kabul..
Sadece araba o zaman, mümkünse; Lancia Delta İntegrale;)
July 3rd, 2009 at 12:08 am
çok güzel bir paylaşım..