İçin Arşiv November, 2009
“Öğrenci gözüyle öğretmen” adlı yarışmada birincilik ödülü alan yazı:
Ben bir öğretmen çocuğuyum. İlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu.
Dahası, onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle “Ümmü” ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara da katılmazdı. İçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde “Ümmü” ile oynardı. Ümmü’nün sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma kısa sürede meyvesini verdi.
Ümmü oyunlara bizim çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu. Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına “Ümmü’yü kazandım” diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü’nün yaşantısını alt üst etti.
Soğuk bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü, sobayı yakmak istemiş fakat yakamamış. Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş ve kibriti yakmış. İşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü’yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü’yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da bastırmışlar. Yazının tamamını oku »
Arkadaşlar aranıza yeni katılan üyelerdenim. Kendi çektiiğim resimleri sizlerle paylaşmak istedim.
Kendi çektiğim resimler
Netten derlenmiş bir kaç resim
Hobi olarak ilgilendiğim resim çekme tutkumu derleyip toplayıp bir sitede yayınlamak istedim. İstemekle kalmadım siteyi kendim kodladım ve kendim tasarladım eee arada beğendiğim resimleride yayınladım bence girip sizde bir göz atın.
Meltem dediki benim sitemdeki arkadaşlarım resime meraklılar sitene üye olur yorum yaparlar doğru mu?
Yolculuğa… O uzun, o zorlu, ama bizi iyileştirecek acıya doğru yolculuğa çıkarız umuduyla gitmiştim yanlarına bu gün de.. Heyecanlıydım, sabırsızdım, çocukluğun kutsallığından renkler kuşanmıştım üzerime…
Ama yanlarına vardığımda yüzlerinde sanki beni ıssız, karanlık ve balçıktan bir göle itmişler, sonra kurtarmayı çok isteseler de kurtaramamışlar gibi kirli gölgeler ve hak etmedikleri ’suçlu zevklerin’ çürümüşlüğü vardı…
Yine benimle ilgili gerçek düşüncelerini ben yokken konuşmuşlardı… Yanlarına geldiğimde ise benimle ilgili bütün gerçek düşüncelerini söyleyip bitirmişlerdi. Hayatına ortak oldukları, kararlarını etkiledikleri, dostluk oyunu oynadıkları birini arkasından kötüleyip, orada yokken onu balçıktan simsiyah bir göle atmak onları birbirlerine bağlayan, yakınlaştıran tek ortak şeydi neredeyse… Şimdi birlikteyken bana ‘umutsuz bir hasta’ gibi bakmaları biraz önceki suç ortaklığının tadını biraz daha uzatmak içindi sanki…
Ne tuhaf, onlarla birlikteyken biraz önce beni önce mahkum edip, ardından balçıktan karanlık bir göle attıklarını hissediyorum, ama böyle yapmaları sanki çok doğalmış gibi bunu onlara ya söyleyemiyorum. Neden ben çekip gitmiyorum yanlarından? Neden ihtiyaç duyuyorum onlara? Beni tekrar yok etmelerine neden katlanıyorum? Kurban olmaya alışkanlık mı bu? Yoksa onların benim celladım olduklarına mı inanmak istemiyorum bir türlü? Ya benim kaç kurbanım var? Yoksa şöyle ya da böyle ben de onlardan biri miyim?
Cezmi Ersöz.
Size içten bir şekilde güzel olduğunuzu söyleyen ,
Suratına kapadığınızda sizi geri arayan ,
Sizin uykuya dalmanızı seyretmek için uyumayan ,
Sizi alnınızdan öpen ,
Size en zor anlarınızda bulutların üstüne çıkarmak isteyen ,
Arkadaşlarının önünde elinizi tutan…
Öyle birini bekleyin ki;
Size durmadan size sahip olduğu için kendini şanslı saydığını veya ne kadar önemsediğini hatırlatan ,
Arkadaşlarına dönüp ‘aradığım o…’ diyen…
Tenini besleyip geliştirmeye bakma, çünkü o sonunda toprağa verilecek bir kurbandır.
Sen gönlünü beslemeye bak !
Yücelere gidecek, şereflenecek odur.
MEVLANA
Ölümsüzlük düşü gerçekleşebilseydi ne olurdu, hiç düşündünüz mü? Hayat, bu bildiğimiz hayat olarak kalabilir miydi? Böyle sonlu bir zaman diliminde değil de sonsuzluk içinde yaşıyor olsaydık, şu yaşadığımız zaman dilimi değerli olur muydu? Bu anın değeri, tekrar yaşanamayacak olmasından geliyor. Geçen zaman, geri getirilemiyor. Bu nedenle, “Bir insan ömrünü neye vermeli?”, hayattaki en önemli soru oluyor. * * * “Sahip olduklarınız ne kadar çoksa, siz o kadar azsınız” der Marks. Çünkü insanı zenginleştiren, mülk edinilemeyecek olan değerlerdir. Bir besteci örneğin, artık kendisinden çok halka ait olan şarkılarıyla büyük sanatçı oluyor Kitap satın alabilir, maddi olarak o nesneye sahip olabilirsiniz. Ama okumanın farklılığını yaşamak için, ömrünüzden geri gelmeyecek zamanları o uğurda harcamanız gerekir. Yevmiye ile çalışacak insan bulabilirsiniz ama dostluk için, hak edeceğiniz bir hayat yaşamalısınız. Üstelik bu değerlere bir defa ulaşmanın çok anlamı yok. Sürekli yeniden ulaşılması, şimdi içinde yaşanmasıdır, önemli olan. Eskiden çok okumuş olmak, bir zamanlar iyi arkadaşların olması, geçmişte güzel besteler yapmış, güzel ürünler üretmiş olmak elbette yok sayılamaz. Ama bunların önemi, hâlâ okuyor olmanın, dostluklar yaşamanın, yapıtlar üretmenin yanında ne kadardır ki? Ulaşılmış hedeflerin, garantiye alınmış durumların değeri hızla azalır. Her değer, biraz da yokluğuyla değerli oluyor. Yazının tamamını oku »
Önce pür heves-heyecan,
Aramaya başlamak
Bir bir tuşları aşmak
Son tuşa ulaşınca,
Basamadan geri dönmek…
Cesaretini toplayıp,
Kapısına kadar varmak
Uğul uğul bir yürekle
parmağını zile koymak,
Çalamadan geri dönmek…
‘Seni’ demek ‘Şey’ demek,
Baklayı gevelemek…
‘Hadi artık’ denince
‘Seviyorum’ diyemeden,
‘Hiiiç’ diye geri dönmek…
Şehriyar


















