İçin Arşiv December, 2008

”bir ‘aşk’tan fazlaydı, gökyüzünün mavi sebebiydi…”
Uçurum kapı eşiğinde…
Vazgeçilmişlikten bir adım ötedeki sokağı dönüyor ismi(n)…
Gölgelerini kazımış bir rüzgârın saçlarında ellerim,
Hissediyor parmak uçlarımda fısıldanan yakıcı ‘’sen-siz-li-ği”…
Şehirler soluklanıyor kelimelerde…
Yarı çıplak heceler…
Suskunlukların çığlığına kulak vermiş…
İntihar edilmiş düşler…
Melekler ağlıyor kimliksiz ve yarım kalakalınmışlıklarda… Yazının tamamını oku »
2009 da Trafik kazalarına daha dikkatli olmak dileği ile…;
Hep derdin ki; “seni çok seviyorum”. Sıkılmazdın bunu söylemekten biliyorum. “Bende seni çok seviyorum” demek gibisi yoktu. Bende seni çok seviyordum.
Hep derdin ki; “ben seni, senin beni sevdiğinden daha çok seviyorum”. Sıkılmazdın iddialaşmaktan. “Hayır! Hiçte! Ben daha çok seviyorum” demek gibisi yoktu. Ben seni beni sevdiğinden daha çok seviyordum.
Bazen sorardım; “beni ne kadar seviyorsun?”. Sıkılmazdın bu soruyu duymaktan. “Dünya kadar seviyorum” demek gibisi yoktu. Ben seni yaşadığımız galaksi kadar seviyordum.
Bazen dalardın uzaklara; “ben sensiz yapamam”. Sıkılmazdın benle olmaktan. “Ben sensizliği düşünmekten bile korkuyorum” demek gibisi yoktu. Ben seninle vardım, seninle yaşıyordum. Yazının tamamını oku »
Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz. Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında…
En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişlerinizin sebebi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.
Göz yaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkahanızdır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak…
Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; “Ölmek var, dönmek yok”tur.
Lakin gün gelir anlarsınız içten içe bir şeyin kanadığını…
Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya… Şurasından burasından eleştirmeye koyulursunuz: “Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa…” Yazının tamamını oku »

Sımsıcak konuşurdun konuşunca
ırmak gibi rüzgar gibi konuşurdun
yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
çiğdemler güller mor menekşeler açardı
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Hâlâ koynumda resmin
Dağları anlatırdın ve dostluğu
bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
Sesini duymasam çölleşirdi dünya
dağlar yarılır ırmaklar kururdu
bulutlar çökerdi yüreğime
Hâlâ koynumda resmin Yazının tamamını oku »
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili Yazının tamamını oku »

