senden nefret ediyorum.
bildiğin tüm anlamlarıyla.
bana böyle emrivaki bir şekilde ithamda bulunup sonra nasıl cevap beklersin.
ve nerden anlarsın neyi düşündüğümü ne hissettiğimi.
/hani hoşuna gidiyor ya başkalarının acısını yaşamak/
yaşa o zaman ………….
ama bi saniye bile nefes almadan.
çünkü alamıyorum.
Yediğiniz her şeye dikkat etmenize, hatta çikolata, cips ve çerez gibi sevdiğiniz pek çok yiyeceği hayatınızdan çıkarmanıza rağmen kilo veremiyor musunuz? Yalnız değilsiniz.
A.B.D.’de, Amerikan Diyet Birliği tarafından, Gallup Araştırma Şirketi’ne yaptırılan bir araştırmanın sonucu oldukça ilginç. Kadınların yüzde 99′u sağlıklı bir şekilde beslendiklerine inanıyorlar. Oysa verdikleri yanıtlar; kendileri için gereken sağlıklı beslenme standartlarını, sadece yüzde 1 oranında sağlayabildiklerini ortaya çıkarıyor. Buradaki en büyük sorun, bolca lifli gıda ve doymamış yağ yerine, ağırlıklı olarak, az ama doymuş yağ, şekerin ve rafine besinlerin tüketilmesi. Oysa besinlerin niceliği kadar niteliği de önemli. Siz kalori hesabı yapıp, yediğiniz her lokmayı sayarken çok farklı nedenler kilo vermenizi engelliyor olabilir. İşte kilo vermenizi engelleyen hatta kilo almanıza yol açan 7 neden ve bunlarla baş etmek için en etkili çözüm önerileri. Yazının tamamını oku »
Bu sabah yalnız uyandım
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Tanıdık kokular yok
Sensiz olmaz
Kahvaltım anlamsızdı
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
İlk sigaram bile tatsızdı
Sensiz olmaz Yazının tamamını oku »
Birlikte yürüdüğümüz yolun uzunluğunu değil, yaşadığımız yolu hesapla!
Ben sana yağmur yağarken, gökyüzüne bakıp sevinmeyi öğrettim!
Sevinmeyi hesapla!
Gün gelir; ölürüm…
Yokluğumu hesapla!
Kainat boşluğunun sonsuzluğunda ritmik bir noktacık; dünya…
Koca dünyada ritmik bir noktacık; kalbim…
Rabbimin “Hiçbir yere sığmam; oraya sığarım” övgüsüyle yüce…
Ve ama, hırsının örsünde vahşice;
Kırılmayı hesapla! Yazının tamamını oku »
Hızla kopan takvim yapraklarında geçip giden günlerin, ne kadarı bana aitti bilmiyordum… Bildiğim tek şey vardı, senden kopmaya başlamıştım… Geriye dönüp bakıyorum da, ne güzel günlerimiz olmuş seninle… Çocukluğumun ardından sana varmışım… En güzel yıllarımı vermişim sana… Nice gün doğumları, gün batımları geçerken ömrümden; sensiz yarınları hesaba katmamışım… Delişmen sabahlarda taze bir gül yaprağındaki çiğ damlaları gibi düştün kirpiklerimden… Kim bilir kaç baharı birlikte karşılamışız farkında olmamışım…
Yazık… Buraya kadarmış her şey… Nefes kesen koşuşturmalar içinde geçtin gittin benden… Gidemediğimiz uzak yollar, yüzemediğimiz denizler, düşleyip gerçekleştiremediğimiz hayallerimizin sonu hazandı… Velhasıl doyamadık birbirimize, doyasıya söyleşemedik… Deli bir rüzgarın ezgisinde, ayrılıkla yüzleştik…
Nasıl yanıp söndü yüreğim deli sevdalarımda, nasıl tutamadım avuçlarımda seni, nasıl sığdıramadım seni bol vakitlerime, nasıl… Hep dar zamanlarda yaşadım anlayamadım değerini… Pembe ve beyaz renklerle bezenmiş düşlerim vardı oysa…
Kıramadan gönlümün zincirlerini bu ne coşkusu, ne kavgası, ne sevdasıydı…
Ey doyumsuz deli gençliğim,
Üzgünüm… Ömrümün hüzünlü ölüm döşeğindesin şimdi… Gün be gün ölümünü izlemekteyim… Ellerimde tutmak istedikçe çekilmektesin bedenimden… Derme çatma gençlik düşlerim avuçlarımda kalan… Gömemem ben seni… Dur gitme… Ne olur… Yüreğimde kal… Yazının tamamını oku »
Günün Anlamı Ve Önemi
Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919′da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919′da Ankara’ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920′de TBMM’yi kurdu. Böylece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş, hem de Kurtuluş Savaşı’nın merkezi Ankara oluyordu. Yazının tamamını oku »